KÜLTÜR TURİZMİ-BATMAN

"Kültür ve Uygarlıkların Mozaiği"

Güneydoğu Anadolu’nun en genç ili Batman. Gençliği, il yapıldığı tarihten almasına rağmen, Batman 10 bin yıllık bir geçmişi ile neredeyse medeniyetlerin başlangıcına şahitlik edebilecek kadar yaşlarda. Mezopotamya’ya bereket taşıyan Dicle ve iki kolu olan Batman ve Garzan Çaylarının arasındaki havzada kurulmuş.

Güneyinde Midyat-Mardin, batısında Bismil Diyarbakır, kuzeyinde Muş, doğusunda ise Siirt ve Bitlis illeri yer almakta. Coğrafi konumu ile doğu ile güneydoğu arasında bir köprü iken, güneyde de Ortadoğu’ya geçiş noktası üzerinde olması nedeniyle, tarih boyunca bu bölgeyi elinde tutmak isteyen bir çok medeniyet ve devlete ev sahipliği yapmış.

Aralarında Evliya Çelebi’nin bulunduğu bir çok seyyah bu bölgeyi gezmişler ve eserlerinde Batman Nehri, Batman Köyü, Batman Eyaleti ve Batman Beyliği gibi bolca Batman isminden sözetmekteler. Cumhuriyet Dönemi’nde İluh Köyü olarak anılmakta iken 1950 yılında tekrar Batman ismine kavuşabilmiş. Bölgede zengin petrol yataklarının keşfi ile birlikte hızla kalkınma ve modernleşme yolunda gelişme kaydetmiş, 1990 yılında ise il olmuş.

Bölgede özellikle karların erimeye başladığı Mart ve Nisan aylarında Sason Çayı’nın akıntı ve debisi ile dağlar arasında yaklaşık 30 kilometrelik bir parkurda heyecan arayan rafting sporuna gönül verenler için mükemmel bir ortam hazırlamakta. Batman ve Garzan Çayları, sadece Batman’ın değil, çevre bölgelerden de olta balıkçılığı için sık ziyaret edilen yerlerinden. Dağcılık ve doğa yürüyüşü için Mereto, Aydınlık ve Raman Dağları heyecan verecek güzellikte. Mağara turizmi için elbette Hasankeyf en doğru adresiniz.

Dokuma ürünleri, parlak ipek sim işlemeli kumaşlar, oya, dantel ve kanaviçe işlemeleri, yün patik, çeşit çeşit renklerde yöreye özgü motifli yün çorap çoraplar hediyelik olarak alınabilir.

Hasankeyf

Görülmesi Gerekenler

Hasankeyf Kalesi

Bizanslılar döneminde gerek Sasaniler’in akınlarından korunmak, gerekse Süryani Piskoposluğu’nun merkezini taşımak amacıyla 4. yüzyılda yapılmış. Kale tamamen kayalardan ve son derece sağlam inşa edilmiş olup, tarihi bilgilerde, sadece bir kez savaş sonunda (Moğollar) el değiştirdiği yeralmakta. Kuzeyindeki Dicle Nehri’nden 200 metre yükseklikte yer alan Hasan Keyf Kalesi, güneye gittikçe daralmakta, aralada derin yarıklar yeralmakta. Doğu ve batısında ulaşım için iki yolu bulunmakta olup, doğudaki İmam Abdullah Kapısı, batıdaki Sır Kapısı olarak bilinmekte.

Kaleye, daha yüksekte bulunan doğal kaynak sularından künk ve oyulan kayalar arasından su sağlandığı, gerektiği zamanlarda ise Dicle Nehri’nden su alıp çıkarmak için yapılan merdivenler halen görülebilir. Bu merdivenlerin birisi gizli olarak kayalar arasından diğerinin ise açıktan yapılması, savaş döneminde de kalenin su ihtiyacının karşılanabildiğini göstermekte. Suyun toplandığı bir havuz ve sonrasında yine kayalar oyularak kalenin her yanına suyun ulaştırılması, kale içerisinde hamam ve su deposunun bulunması, hatta ağaç ve ekinlerin yetiştirilebilmesi oldukça dikkat çekici.

Kale içerisindeki evlerin tamamına yakını kayalardan oyma mağaralar ve bir kaç odalı tasarlanmış. Kalenin doğusunda yer alan ve yöre halkınca Küçük Kale olarak adlandırılan kaya kütlesinin bir dönem darphane olarak kullanıldığı anlaşılmakta. Bağlantı duvarları ve merdivenleri zaman içerisinde çöktüğü için ulaşılması mümkün olmayan kalede basılan döneme ait paraların örnekleri, Mardin Müzesi’nde sergilenmekte.

Kalenin Kuzey doğu tarafında ise Küçük Saray olarak adlandırılan kule şeklindeki yapının üzerindeki kitabeden, Eyyübiler zamanında yapıldığı anlaşılmakta. Kuzey cephesine bakan penceresi üzerinde iki aslan kabartması görülüyor. Hemen batısında yeralan, büyük ölçüde yıkılmış olan Büyük Saray’a ait günümüze gelen tek yapısı ise dikdörtgen olarak yükselen bir gözetleme kulesi. Kulenin kuzey kısmında yer alan ve Eyyübiler’in kale içerisindeki ilk eseri olan Ulu Cami’nin minberindeki kitabeden 1325 yılında inşa edildiği anlaşılmakta.

Bizans döneminde aynı yerde bulunan bir manastırın kalıntısı üzerine inşa edilen caminin minaresindeki alçı süslemeler halen orjinalliğini korumakta. Ulu Cami’nin 100 metre uzağında, önceleri hamam daha sonraları ise kumaş dokuma atölyelerine dönüştürüldüğü anlaşılan yapılar görülüyor. Caminin güney kısmındaki geniş bir alan mezarlık bölgesi olarak kullanılmış ancak define bulmak amacıyla buraya gelenlerce talan edilmiş. Kalenin çevre duvarlarının bazı kısımlarındaki kaya parçalarının burç şeklinde olduğu dikkat çekmekte. Kalenin konumu dikkate alındığında bunların düşman tehlikesinden korunmaktan ziyade insanları duvarlardan aşağı düşmekten korumak amacıyla yapıldığı tahmin edilmekte.

Hasankeyf Ören Yeri

Kalenin dışında Dicle Nehri’nin her iki yanında yer alan şehirin büyük bir kısmı, ortaçağlardan bu yana iskan yeri olarak kullanılan ve tahminen 7-8 bin mağaradan oluşmakta. Yüksek yamaçlardaki bazı mağaraların dubleks hatta tripleks olduğu, bazılarının ise seyir terası amacıyla kullanıldığı dikkat çekmekte. Yazları serin, kışları ise sıcak bir hava akımına sahip olan mağaralardan kurulu şehir, kendi döneminin modern şehirlerinden birisi olarak görülmekteydi. Bu yüzden hem farklı dinlerin ve kültürlerin kaynaşması hem de ticaret ve ilim alanında tarihe adını yazdırabilmiş.

Tabii ki şehir sadece mağaralardan ibaret değil. Tek veya iki katlı, taştan yapılma meskenler ise daha çok Dicle’nin karşı tarafındaki kıyısında görülebilmekte. Tüm bu mağara ve yapılar şehir merkezi olarak kabul edilen kale ve civarından doğuya doğru 2 kilometre boyunca devam etmekte. Yapı olarak inşa edilen eserlerin önemli kısımı Eyyübiler dönemine ait. Sadece çifte yollu minaresi ayakta kalabilmiş El-Rızk Cami, şerefiyesine kadar olan kısmı ayakta kalabilen, diktörgen olan minaresi ile dönemin mimari ustalık eserlerinden Sultan Süleyman Cami, en canlı alçı süslemeleri ile Koç Cami, girişinin sağ kısmında anıt mezarın kubbesi ve mezar odaları ile aynı zamanda bir anıt mezar olan ve günümüzde halen kullanımda olan Kızlar Cami başlı başına tarihin aynasıdır.

Hasankeyf’in Dicle Nehri üzerinden kara ulaşımı sağlamak için yapılmış olan ilk köprü ise bir çok özelliği ile bugün ki köprü mimarilerine ışık tutmuş. Kesin yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Artuklular döneminde yapıldığı tahmin edilmekte. Kemerler şeklinde tasarlanmış köprünün bugün orta kemerleri yıkılmış olmakla birlikte kıyı taraflarındaki küçük kemerler halen ayakta. Orta kemer açıklığı 40 metre olan köprü, bu özelliği ile ortaçağda yapılan en büyük köprülerden biri. Suyun içerisindeki ayakların akıntıya bakan tarafları, suyun akıntısının köprüye zarar vermemesi için üçgen şeklinde iken arka kısımları dairesel şekilde. Oldukça büyük kesme taşlardan yapılan ayak kısımlarının arasında bunları birbirilerine kenetlemek için madeni krampların kullanılmış olmasının yanısıra, bazı yazılı tarihi eserlerde köprünün orta kısmının açılıp kapanabilen ahşap düzeneğe sahip olduğunun ifade edilmesi dikkat çekici.

Yolgeçen Hanı

Günlük hayatımızda esprili bir anlatımla; geleni gideni belli olmayan mekanları tanımlamak için bir çok kez kullandığımız yolgeçen hanı deyimi, aslını tarihten almış. Dicle kıyısında kurulan Hasankeyf’de, yolcuların ve tacirlerin uğrak yeri olduğu bilinmekte. Sadece sal ve kelek (şişirilmiş tulumdan yapılmış bir tür sal) ile ulaşımın sağlandığı dönemlerde, kıyıda sıra bekleyenlerin konakladığı doğal bir mağaraya verilen ad Yol Geçen Hanı.

Hasankeyf kalesinin altında bulunan ve Dicle Nehri’ne bakan tamamen ana yapısı doğal olan bu mağara, yaklaşık 1000 kişinin barınabileceği büyüklükte. İçerisinde mahzen, su deposu ve ayrıca gizli bir geçitden kaleye çıkan bir yol bulunmakta olduğu bazı tarihi belgelerde yer almış. Geleni gideni kalanı belli olmayan, her din dil ırkdan gelip konaklayan Yolgeçen Hanı, adını günümüze nükedan bir şekilde hediye etmiş.

Kozluk (Hezo) Kalesi

4. yüzyyılda Bizans Pers savaşlarının bölgede en yoğun olduğu dönemlerde Pers Hanedanı tarafından yaptırılmış kale, Kozluk ilçesinin Kale mahallesinde. Döneminde sadece savunma amaçlı değil, dini bir merkez olarak da önem kazanmış kale, daha sonraları Nasturiler’in piskoposluk merkezi olmuş. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde kalenin surlarıın 1600 adım olduğuna yer vermiş. Günümüze kadar dış surları önemli ölçüde yıkılmış, iç kale ise kısmen ayakta kalmış.

Pertükan-Beksi-Bozikan Kaleleri

Sason ilçesinde yeralan kaleler, 4. yüzyılda Bizans dönemine ait. İpek Yolu’nun güvenliğinin sağlanmasının yanısıra, güney ve doğudan gelen Pers saldırılarına karşı savunma amaçlı inşa edilmiş.

Zeynel Bey Kümbeti

Hasankeyf ilçesinde bulunan türbenin kuzey kapısı üzerindeki kitabede; 1473 yılı Otlukbeli Savaşı’nda şehit düşen Bahadır Han Hasan Bey’in oğlu Zeynel Bey için yapıldı diye yazar. Dıştan bakıldığında daire görünümlü gövde, içeriden bakıldığında sekizgen yapıda. Estetik mimari yapısı, gövde üzerindeki göz alıcı çiniler üzerindeki el yazmaları, kitabesi, kubbesi ile dikkat çekici. Mimari yapısı ile Anadolu coğrafyasındaki ilk anıt mezar olarak bilinir.

Zeynel Bey Kümbeti

Rabat-Kandil Kaleleri

Kozluk ilçesinin kuzey ve kuzeybatısında bulunan kaleler, Sason ilçesindeki kaleler ile aynı dönemde ve aynı amaç için inşa edilmişler.

Hıdır Bey Camii

Kozluk ilçesinde bulunan cami, 16. yüzyılın başlarında, Sason ve Hezo Beyi’nin oğlu Hıdır Bey tarafından yaptırıldığı üzerindeki kitabesinden anlaşılıyor. Bazı kaynaklarda Hızır Bey olarak yer alan cami, kendi döneminde sadece ibadet yeri olarak değil, medrese olarak da kullanılmış. Minaresi yıkılmış olmasına rağmen restorasyonlar sonrası iç yapısı önemli ölçüde orjinalliğini koruyabildiği görülmekte.

İbrahim Bey Camii

1705 yılında Gemen (Gerzan) Aşireti beylerinden İbrahim Bey tarafından yaptırılan cami, Kozluk ilçe merkezinde. Muhteşem bir mimariye sahip cami, 5 kemer üzerine 1 minareden oluşmakta. Minaresine çıkış, birbirini görmeyen 2 farklı merdiven ile mümkün. Bunlardan birisi 100 diğeri 99 basamaklı. Yazı ve işleme sanatının dönemine ait en güzel örnekleri görülebilir. Namaz vakitlerinin belirlenmesi için yapılan 12 bölmeli güneş saati de oldukça ilgi çekici.

Seyyid Bilal Türbesi

Hz. Muhammed (s.a.v.)’in torunu Hz. Hüseyin’in soyundan geldiği için Seyyid olarak anılan Seyyid Bilal, 1152 yılında Bağdat’dan bugünki Gercüş’e bağlı Vergili (Becirman) Köyü’ne gelip yerleşerek hayatının geri kalan kısmını burada geçirmiş. Yaşadığı dönemde devlet yöneticilerinin saygınlığının yanısıra, bölge halkı içerisinde de bilgeliği, dürüstlüğü, sevgi, saygı ve kardeşliği bölge insanlarına aşılaması, onun ölümünden sonra bile halen binlerce ziyaretçisini buraya çekmekte. Her yıl Eylül ayının ikinci haftası anma günleri düzenlenmekte.

İmam Abdullah Zaviyesi

İmam Abdullah’ın gerek Hz Muhammed (s.a.v)’in akrabası olması, gerekse Bizans hakimiyetindeki Hasankeyf’in İslam topraklarına kazandırılması sırasındaki bir savaşta burada şehit olmasından dolayı, bölge halkı tarafından geçmişten bugüne oldukça rağbet görmüş olan zaviye, Hasankeyf ilçesinde. Eyyübiler ve Osmanlı Devleti zamanında defalarca onarım yapılmış ve bugünki şekli ile günümüze gelebilmiş. Türbenin inşa edildiği alanda bir kubbe ve mescit de bulunmakta. Kubbe ile türbe arasındaki girişte bulunan ve üzerinde dönemin ahşap el işçiliğinin en güzel eserlerinden olduğu görülen kapı, Diyarbakır Müzesi’nde görülebilir.

Mescid-i Ali

Hasankeyf’e 3 kilometre mesafedeki Karaköy Köyü yakınlarında, Akkoyunlular döneminde yapıldığı tahmin edilen Alevi mescidi. Ön cephesinde büyük bir mihrabın sağında ve solunda küçük mihraplar bulunmakta olup, toplam12 tane. Her bir mihrapda 12 İmam’dan birisinin ismi yazılı.

Mor Aho Manastırı

Hasankeyf ilçesine 10 kilometre uzaklıktaki Üç Yol Köyü yakınlarındaki manastırın ne zaman yapıldığına dair kesin bir bilgi olmamakla birlikte, bir dönem bölgede hüküm süren Süryaniliğin ilk dönemlerine ait olduğu tahmin edilmekte. Dicle Nehri’nden 150 metre yükseklikte 600 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilen manastırın, yörede bilinen adı Deyr Mahar (Mahar Kilisesi). Manastır geçmişten bu yana yalnızlığa itilmiş ve önemli ölçüde tahrip olmuş olsa da etrafındaki kalıntılardan anlaşıldığı üzere, nehir kyısına kadar uzanan büyük bir bahçesi ve içerisinde çeşitli meyve ağaçları olan, cemaatini sadece bir ibadethane değil bir mesire, piknik ve dinlence merkezi olarak ağırlamış.

Mor Kiryakus Manastırı

1940’lı yıllara kadar faal olan, ancak bölgedeki Süryanilerin terk etmesi ile cemaati kalmamış olan manastır, Süryani Hıristiyanlığı’nın bölgedeki en önemli inanç merkezlerinden biri olduğu bilinmekte. Yaklaşık 2500 metrekarelik bir alana inşa edilmiş olup, yerlatındaki dehlizlerle bağlanılan alt katı ile birlikte 3 kat. Manastırda eğitim gören ve papaz olarak buradan ayrılan din adamlarının, bölgedeki diğer medreselerde görev alması, manastırın önemini vurgulamakta. Manastır içerisinde yer alan asa üzerindeki meleğin yüzü tasvir edilmiş bir yelpaze, çok sayıda el yazması eser ve İncil ile birlikte, ilk inşasında bulunmayan fakat sonrada takılan 100 kg’lık dev çanı Mor Gabriel (Midyat) Manastırı’nda koruma altına alınmış durumda.

Memikan Köprüsü

Yapısında kullanılan malzemelerin özellikleri itibariyle bölgedeki diğer taş köprüleri ile benzerlikler göstermekle birlikte inşa tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmamakta. Ancak amacı ve hizmeti itibariyle diğerlerine göre büyük önem taşıdığı anlaşılabilir. Beşiri ilçesindeki Garzan Çayı üzerine yapılan köprü, ayakta olduğu uzun yıllar boyunca doğu ile batı arasında İpekyolu’nu, Kuzey Anadolu’dan Mezopotamya’ya geçen ticaret yolunu birbirine bağlamış.

On Kemerli DDY Köprüsü

Batman’ı demiryolu ile tanıştıran köprü 1944 yılında hizmete açılmış. Batman’ın tarihi dokusuna uygun olarak yapılmış ve dönemin en güzel mimari özelliklerini taşımakta. Batman Çayı üzerinde, merkeze 7 kilometre uzaklıktaki köprüden, tren seferleri yanısıra yaya, bisiklet, motorsiklet geçişi sağlanabilmekte.